13 Aralık 2012 Perşembe

Hayat Devam Ediyor...


Yazacak çok şey birikti sevgili blog. Hayatım yekten değişti. Düşüncelerim bazen beni bile şaşırtacak boyutta farklılıklar gösteriyor. Yaşamam gereken hayatın içinde aynı roldeyim yine. En sevdiğim halimle, yine annelik heyecanlarımla. Daha farklı bakıyorum artık yaşama. Kimse umurumda değil desem bana inanabilir misin..? Cidden öyleyim yalan yok bambaşka bir insan olmamı sağlayan insanlara teşekkürü bir borç bilirim. Tek bir cümleyle, tek bir telefon mesajıyla aslında bana okkalı bir tokat yapıştırmış oldular, sağ olsunlar... 

3 Kasım 2012 Cumartesi

PAN FOTOĞRAF EVİ HAYALLERİN PEŞİNDE...


1 Kasım 2012 Perşembe

Erkek Annesi Olmak...

Erkek annesi olmak ne demektir…?

Bir kere en başta çocuğunun fiziken sana benzemeyeceği gerçeğini kabullenebilmek demektir. Hayatta bilmediğin bazı şeyleri ona öğretmek, çocukluğunda hiç oynamadığın oyun ve oyuncakları ona öğretmek; birli
kte araba sürmek, otoparklar inşa etmek, hatta araba marka ve modellerini onunla öğrenmek demektir.


Oğlunun hayatındaki ilk kadınken, büyüdükçe başkalarının d...a olacağını bilip o günlerin hayallerini kurmak, seni çok sevip örnek alırken ona bazı şeyleri neden senin gibi yapamayacağını anlatabilmektir. Oğlunla yapışık ikiz gibi dolaşmaktır.


Eşin için, hayatında bu kadar çok sevebileceğin başka bir erkek yok diye düşünürken, sana aksini ispatlarcasına çıkıp gelen bu küçük prense deliler gibi aşık olmak, sevgini içinde taşıyamayıp durmadan hüngür şakır ağlamak, koklamaya öpmeye doyamamak, dokunmaya kıyamamak demektir.


Erkek annesi olmak… İçindeki erkeği keşfetmektir onunla. Bunca yıldır ‘kadın’ken ve daha yeni ‘anne’ olmaya alışırken, bir de ‘erkek’ olmak… ona en iyi dost, en iyi öğretmen, en delikanlı arkadaş, en sert koruma olmak…


Erkek annesi olmak… Onunla büyümek onunla güzelleşmektir..Fakat olgunluk, ergenlik, ‘erkeklik’ evresinde sarılıp öpememek, uzaktan sevmektir Erkek annesi olmak ...

Dursun Zaman...

28 Ekim 2012 Pazar

İmza: Nercu Akkaya

19 Ekim 2012 Cuma

Seksendört - Dokunma

dokunma dokunma kırılır kalbim dokunma
kırma kırma seven kalbimi kırma
dokunma dokunma ben yaralı bir gönülüm
vurupta kırıpta kanatıp cana dokunma

anlaşmak bir bakış
bazen de seviyorum demektir
anlaşmak bir gülüş
bazen de bir özür dilemektir
zor değil zor değil
seviyorum seni derken bana
özür dilemek 

 konuşma konuşma düşünmeden konuşma
kırma kırma incitip beni kırma

unutma unutma bu günün yarınları da var
hep sevdi sevecek deyip kendini avutma
darılma darılma seven seveni affedermiş
darılma darılma hemen nefrete sarılma

dünyada en zor şey
kırılan bir kalbi onarmaktır
insana yakışan
insanca yaşayıp var olmaktır
zor değil zor değil
seviyorum derken bana özür dilemek

konuşma konuşma düşünmeden konuşma
kırma kırma seven gönlümü kırma

18 Ekim 2012 Perşembe

Güçlü Kadın Olmak...

Hiçbir kız çocuğu GÜÇLÜ KADIN olmak için doğmaz..

Hepsi masum hayaller kuran şımarık birer PRENSES’e benzerler..

Kaderdir onları CADI, FETTAN ya da GÜÇLÜ KADIN yapan..

Tutulmamış sözler, yaşanmamış mutluluklar, çaresiz hastalıklar, ölümler ve ayrılıklar güç verir onlara..!

Kurulan hayaller iskambil kağıtlarından kule gibi yıkıldığında; …

EZİLMEMEK için enkaz altında GÜÇLÜ OLMAK zorundadırlar...
24 Temmuz 2012 Salı

Sütlü Sebze Çorbası

Mutfak denildiğinde aklıma sadece Alp geliyor her nedense. Çünkü o hayatıma girmeden önce ben öyle yemek yapmayı çok sevmeyen biriydim. Hatta ilk iki yıl mutfağım gerçekten bibloların falan sergilendiği bir yer gibiydi. Ama Alp bey ne vakit katı gıda yemeye başladı ben mutfağa bir attım kendimi şimdi hala çıkamıyorum içinden :) 


16 Temmuz 2012 Pazartesi

İyi Ki Doğdun Küçük Adamım….



Hani bayram sabahlarına uyanır ya insan. Yatağının başına koymuş hazırlamıştır giyeceklerini, yeni ayakkabılarını yatağının altına itivermiştir aceleyle. Kalabalık bir kahvaltı sofrası küçücük bir tezgahta 4-5 kişi güle oynaya hazırlanır. Çocuklar etrafta koşuşturmaya başlarlar, biz heyecanlı onlar bizden heyecanlı :) Sofrada bu özel günde hazırlayacağımız mönünün detayları konuşulur, tartışılır. Apar topar masadan kalkılır görev dağılımıyla iş başı yapılır. İşte öyle bir gün başladı 2 yaşa yapacağımız doğum günümüz. 

10 Temmuz 2012 Salı

2 Yaş Mektubu...


Senin, o güzel başını göğsüme dayayıp göz yaşı döktüğüm günün üstünden tam iki yıl geçti oğlum. Doğumhanede seni arayan gözlerim, ilk çığlığın, ilk kez kokladığım an dün gibi aklımda. 20 yıl sonra ben yine benzer satırları yazıyor olabilirim ama bir şey hiç değişmeyecek seni 2 yıl önce olduğu gibi, şimdi ve 20 yıl sonra da aynı şekilde seveceğim. Şu an bu satırları yazarken gözyaşlarıma nasıl engel olamıyorsam aynı duygu yoğunluğunda  –şayet gözlerim hala iyi görüyor olursa-   :) ben yine sana bir mektup yazıyor olacağım…

7 Temmuz 2012 Cumartesi

3 Bebek, 7 Çocuk ve bir otobüs günlüğü…


Sapanca’ya anneanneye yaptığımız o eşi benzeri olmayan seyahatimizi yazmadan geçemedim a dostlar :)
Gelir gelir de her şey bu kadar üst üste mi gelir okuyun da siz karar verin..

Epey bir eşyayı hazırladıktan sonra otobüs saatimize yetişmek üzere evden çıktık. Her şey normal bir şekilde devam ediyordu. Alp’in yavaş yavaş uykusu gelmişti ama ben otobüste uyuması konusunda sürekli uyarıyordum. Dinledi de kuzum beni uyumadı. Neyse.. Koltuk numaramıza  yerleştik Alp’le,  güya rahat koltuk aldık diye ona biletli koltuk almadım, zaten yer de yoktu. 

Bu arada muavin sürekli gelip gidiyor, başımızda duruyor falan anladım bir sorun var ve kıvranıyor söyleyemiyor. Sorun nedir dedim..? Yanında genç bir adam ya kusura bakmayın yanlış bilet satılmış yanınızda bir bay oturacak dedi. Araçta da hiç boş yer yok. Peki sorun değil ama çocuğum var rahatsız olursa  bilemem falan, konuşuyoruz. Neyse ilerleyen dakikalarda Alp’in abisi olacak olan genç yanımıza oturdu. 

21 Haziran 2012 Perşembe

Kısa Bir Ara...

Yine daha çok düşünüp daha az yazdığım o dönemlerden birine girdim. Kelimeleri bir araya getiremiyorum. Yazacak, paylaşacak çok şey birikti ama ben kendimi daha iyi hissedene kadar her şeye kısa bir ara...

Sevgiler..
29 Mayıs 2012 Salı

Hüzün...


Geçenlerde bir arkadaşım;  ‘’sana mutsuzluk yazdırıyormuş İstanbul’a gidip depoladığın mutluluklarla epey idare ettin’’ dedi.. Haklıydı.. İstanbul’da aldığım nefeslerle -en azından bir süre-  üzerime basıp geçen insanların arkalarından sadece gülümseyip üstümü başımı silkelemeyi denedim, kimseyi duymamak için yüksek sesle müzik dinlemeyi, görmemeyi, sevmediğim insanların telefonlarını açmamayı denedim. İyi geldi. Oldukça iyi bir süre yazamadım, hiçbir şey yazamadım. Yarım yamalak tamamlanmayı bekleyen yazılarımın içinde var olan onlarca ruh halimi görüp sadece bir konu hakkında yazmayı dene dedim kendime.. 

Başladığım her bir yazının ortak tek konusu vardı. ‘’Hüzün’’ 

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Gözlerimi İstanbul Bürüdü...


Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün,
yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe'de çay tadında...
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehin edilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Fotoğraf, daha önceki İstanbul seyahatimdendir
………

Heyecanlıyım… Hatta çok heyecanlıyım. Yerinde duramayan bir çocuk gibiyim. Pileli elbisesini giymiş, bayram sabahlarını bekleyen bir kız çocuğu heyecanı var içimde. Oldukça uzun bir aradan sonra gönlümce sarılamadığım eski sevgilime, İstanbul’uma kavuşuyorum. 7 Mayıs akşamı belki İstanbullular için eziyet haline gelen o stresli boğaz köprüsünden geçerken ben otobüsün camına yapışmış olacağım. Etrafımda trafikte aracının içine sıkışmış insanların yüz ifadelerine inat ben gülümseyeceğim. Bak Alp burası İstanbul, burası kız kulesi, burası Rumeli hisarı annecim diyeceğim ona.. Burası benim çocukluk aşkım, ilk göz ağrım diye ekleyeceğim.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Geç Kalmayın, Kan Verin!!!


Sıradan bir gün.. Her şey olması gerektiği gibi gidiyordur. Mutlu ya da mutsuz gereksiz şeyleri dert edinerek geçiştiriyorsunuzdur hayatı. Sahip olamadıklarınıza üzülüp daha çok çalışıp para kazanmalıyım diyerek hırs oyunları oynuyorsunuzdur. 

9 yaşındaki oğlunuza, ya da kızınıza iyi geceler dileyerek öpmüş normal bir güne uyanmak üzere odasında yalnız bırakmışsınızdır. Gece hastayım diyerek yanınıza gelen çocuğunuzu biraz ateşin var bir tanem ateş düşürücü verelim hadi yatalım diyerek kendi yatağınıza alırdınız belki. 

Sabaha karşı daha şiddetli ateş, halsizlik ile geceyi bu şekilde atlatan çocuğunuzu apar topar hastaneye yetiştirirsiniz. Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra normal bir şekilde doktorunun  ‘çocuğunuz biraz üşütmüş şu ilaçları alın’ demesini beklerken bir den, aniden, bıçakla bir yerinize derin bir yara açılmış gibi ‘ çocuğunuz kanser’ der doktorunuz. Dünya başınıza yıkılır o an. Yer ayrılsa da  içine girsem diye düşünürken doktorunuz size uygun ilik bulunmadığı takdirde yavrunuzu 4 ay içinde kaybedeceğinizi açıklar. İkinci yıkım.
Daha büyük, daha acı, daha derin bir bıçak izi bu kez yüreğinizi delip geçmiştir.

26 Nisan 2012 Perşembe

Herkesin Çocuğu Kendine...


Havaların iyice ısınmasıyla birlikte sokak zamanı da başladı bizim için. Alp gözünü açar açmaz park diyor artık. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim parka kamp kurma fikrim var benim :) Neyse.. 
23 Nisan 2012 Pazartesi

Sen iyi ol da, hep yaramazlık yap :)


Bazı çocukları annelerinin kucaklarında sessiz sakin otururken gördüğümde hep özenmişimdir, bazı çocukların ağzına ne uzatırsanız ağızlarını kocaman açmalarına özenmişimdir, bazı çocukların söz dinleyerek denileni yapmalarını hep takdir etmişimdir. Alp bu gruba dahil değil. 
18 Nisan 2012 Çarşamba

21 Ay Kaldı Geride...



 Dile kolay, bana zor 21 ay geldi geçti. Alp kocaman bir çocuk oldu. Bebekliği bitti, çocukluğa geçti. Hayatının en güzel aylarını sürmeye devam ediyor. Sağlıkla, mutluluklarla inşallah. Her gün daha fazla keşfediyorum onu. Hiç bitmiyor, an be an çoğalıyor. 

Ben mi öğreniyorum bir şeyler ondan yoksa ona mı öğretiyorum bazen gerçekten bilmiyorum. 

16 Nisan 2012 Pazartesi

Bahar Temizliği Başlasın, Bebek Odaları Değişsin :)


Havalar henüz ısınamamış olsa da baharın geldiğini artık kabul etmek isteyenlerdenim. Eğer sizde öyleyseniz ve bu yakınlarda evinizde bahar temizliğine başlayacaksanız, bebek odalarınızda birkaç değişiklik yapmak niyetindeyseniz ekteki miniminnacık detaylara dikkat edin derim. Güzel fikirler, iç açıcı renk kombinasyonları var :)

Kolay Gelsin... 



13 Nisan 2012 Cuma

Tracy Hogg ile emzik bırakma macerası :)


Evet, bu bölümde başlıktan da anlaşılacağı üzere Alp’in emzik bırakma günlüğünden birkaç satır karalayacağım. Daha önceki emzik sorunsalı ile ilgili yazdığım yazımın ardından Alp emzik olayını iyiden iyiye abartınca canım daha da sıkıldı. Sokakta, markette, evde, orda burada Alp’i gören insanların ‘’ a aaa ne ayıp sen hala emzik mi emiyorsun’’ demelerinden de artık fenalık geldi. Bu durumda Tracy sağ olsun evimizin uzman bebek bakıcısı oldu artık bizden biri. Ondan tracy diye bahsediyoruz, bizim Tracy canım… :) neyse.. Hikayeye başlayayım. 
8 Nisan 2012 Pazar

Anneler insan üstü varlıklar mıdır..?



Geçenlerde bir gün ‘’anlayışsızlık bir hastalıktır’’ diye bir twit atmıştım. Çok fazla geri dönüşü olmuştu. Herkes farklı açıdan bir şeyler karalamıştı ama herkes dertliydi aynı konudan. Herkes anlaşılmıyordu eşi, annesi, babası, kardeşi, çocuğu, komşusu tarafından. Bugün yine aynı cümleyi kurdum kendi kendime, bu kez sessizce paylaşmadım kimseyle. Aslında her gün düşünüyorum aynı şeyi sadece söylemekten yoruldum. Sonucu yok çünkü anlaşılmıyorsun.
İnsanın en yakını tarafından anlaşılmadığını düşünmesi ise tam bir fiyaskodur. İnsanı bunalıma taşır. Neyse buraya kadar çok ciddi bunalım bir yazı oldu :) Değiştirelim biraz.. İçime fenalık geldi. Zaten sıkıntılıydım iyice kararttım içimi. 
5 Nisan 2012 Perşembe

Bebekler için Sütlü Domates Çorbası

Eve yeni gelen birinin buzdolabı fare girse kafasını kırar hesabı olur, bilirsiniz. Bende dün minik adamım uykudan uyanınca ne yicek şimdi diye düşünürken aklıma annemin sapancada Alp'e pişirdiği çorba geldi. Malzemelerde tamamdı hadi yapayım dedim. Sizde miniklerinize yapın diye bu lezzetli çorbayı sizinle de paylaşmak istedik :)



Sapanca Rüyası...

Hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden kışın ardından hafta sonu temmuzdan bir günü yaşadık sanki. Biz tüm kızlar sözleştik ve geçen hafta sonunu Sapanca'da annemde geçirdik. Sokaktan eve zor girdik desem yeridir. Çıplak ayaklarımızla çimlerde dolaştık, ormanda uzun yürüyüşler yaptık, son kestaneleri topladık, piknik yaptık, en unutulmazı ise semaverde akşam çaylarının keyfiydi. İnsanın sevdikleriyle birlikte olmasının huzuru başka şeyde yok. Bende bir çocuk, büyük ablamda bir çocuk, diğer ablamda iki çocuk evde toplam 4 çocuk elbette yaramazlıklar yapıldı. Alp sürekli olarak abilerini, ablasını model aldı kendine. Onların hareketlerini birebir kopyaladı. Bakumaaan diyerek elinde ne varsa fırlatmaya başladı :) Arada sırada kavgalar çıktı, hesaplaşmalar yapıldı. Ama son gün herkes birbirinden ağlayarak ayrıldı. Ama anneee çok az görüştük okula gitmesem nolur sanki ile başlayan cümleler arabaya binip uyuya kalana dek devam etti. 

28 Mart 2012 Çarşamba

Emzik Sorununda Geldiğimiz Son Nokta :(

Bir tanesi yetmiyor artık :(
Şu sıralar Alp ve emzikleriyle başım fena halde dertte :( Bu emzik sorunsalı Alp'i çok sinirli bir çocuk yaptı. Gün içinde emziklerini ona vermemekte direndiğimde aklımın ucundan bile geçmeyecek yaramazlıklar yapıyor. Bugün en son meme yok havhav aldı dediğimde kafama kumandayı yedim. Ciddiyim! Hemde öyle bir emzik falan değil birisi ağzında, ikisi elinde, biri de yedekte yanında duracak. Hepsini hazır asker görmeden huysuzluğu gitmiyor. Bugün artık o kadar bıktım ki bu meme sorunundan ağla bakalım nereye kadar ağlayacaksın..? Sen mi inatçı ben mi dedim..? Sonuç mu..? Alp kazandı.. Çünkü 1saat ağladı, 1 saatten fazlada ortalıkta mutsuz, mızmız gezindi durdu. Alp zaten çok zor uyuyan, her tıkırtıda hemen uyanan bir bebek olduğundan emzik olayını farkında olmadan bıraktırmak istemedim. Şimdi de daha bilinçli ve haliyle en büyük keyfi haline geldi. Biraz önce yatağında kaybetmiş hepsini ve resmen kalktı, oturdu, aradı, anne bul dedi ve tüm bunları gözleri kapalı yaptı. Anne hepsini tamam edincede yeniden yastığa kafayı koydu mutlu mutlu uyudu. Bazen uykuların en derin yerinde bir feryat ne oldu Alp..? memmi yok.. hadi ara bul.. Yani çok rahat ettik biz bu emziklerle ama bıraktırma aşaması tam bir muamma. 

Diğer taraftan diş yapısı içinde artık bırakması lazım. Deneyimli anneler, uzmanlar ise kendisi istediği zaman bıraksın diyorlar korkuyorum ya hiç bırakamazsa..? Yavaş yavaş soğutma girişimlerim başladı. Geçen gün bir tanesini kesip içine çay doldurduk bak böcek falan, möcceeek dedi aldı ağzına soktu. Yıkamam içinde bana geri verdi. Aptalmı sandınız beni der gibi.. Gülsem mi ağlasam mı gerçekten bilemiyorum artık. Bu çocuk beni çok şaşırtıyor...

Bununda mı bir zamanı var. Çocuk büyütürken de herşeyin bir zamanı var. Eeee bekliyelim o halde.. Alp'in paşa günlü ne zaman vazgeçerse....

 

 
27 Mart 2012 Salı

Hayat; Çok Hızlı Gidiyorsun! Yavaşla Biraz...


Hayat; sana söylüyorum çok hızlı gidiyorsun..! Yavaşla biraz, ayak uydur bana..!! Bugünler de çok fazla söylüyorum bu cümleleri. Evdeyim ve hayatımın toplamında olmadığım kadar hızlı geçiyor zaman. Alp’in uykusu, yemeği, alış verişi, oyun saati, banyosu, yatma saati, o saati bu saati derken bir de bakıyorum ki benim hayatımdan saatler gitmiş. 
26 Mart 2012 Pazartesi

Adsız Kahramanım'a...

En sevdiğini sonsuzluğa vermiş olan birini nerde görsem tanırım. Gözlerinde ki hüzün aynıdır benimle ve diğerleriyle. Adını, lakabını söylerken gözler kayar hep başka tarafa, sesler titrek, vurgular hüzünlü, avuç içleri terler, doluverir göz bebeklerine bir dolu yaş...
Adsız kahramanım; ben de senin cümlelerini aynı duyguları yaşayarak, hissederek, anlayarak okudum. Buraya gelip sessizce çığlık attığın için mutlu oldum, yazımın seni üzmesi dışında sana hissettirdiklerine mutlu olarak okudum. Kaybettiğin anı yazdığın cümlelerini birebir yaşayarak, irkilerek ve ağlayarak okudum...Evet belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, sıcacık elleri tutmayacak bir daha ellerini ama bir zaman var.. Sabırla beklemen, beklemem gereken bir zaman var. O gün geldiğinde yeniden bir arada olacağız. Sonrasında ölüm hakkında yaptığım bir dolu araştırmanın bana verdiği ya da sadece benim anladığım, onlarla yeniden bir araya geleceğimiz günün var olduğunu bilmek oldu. İşte o güne kadar anılar, hatıralar bizimle yaşayacak hep. Daima hatırlayacağız....
Duygularını bu kadar güzel ifade ettiğin için teşekkürler... İzninle bu kadar duygulu cümleleri birilerini kaybetmiş diğer insanlarla paylaşmak istediğim için kayıt altına almak istedim..
Selam ve sevgilerimle...
 
23 Mart 2012 Cuma

Anne ve Çocuk aynı anda hasta olurlarsa...


Hasta olan her çocuk anneye daha düşkün hale gelir. Bu hep böyledir. Siz olmadan uyumaz, oynamaz, yemez, eli kolu hareket bile etmez. Hafta başından beri Alp’in başına musallat olan burun tıkanıklığı, akıntısı yolunda giden hayatımı bir anda alt üst ediverdi. Bir daha asla ooh be her şey yolunda demeyeceğim bu lafı ettiğimin ertesi günü bir şekilde hayatımız değişiyor. Bir aydır düzene giren yemek saatleri, iştahı, uykusu vs her şey minicik bir burun tıkanmasıyla bu denli değişir mi..? Değişiyormuş sevgili okur. Tüm bunların üzerine birde anne hasta olursa ne olur peki..? 
19 Mart 2012 Pazartesi

Pazar Gününün Ardından...



 Ana haber bültenlerine konu olan Ankara güneşini görür görmez yataktan kalktığımız gibi dışarıya atlayan gruptanız bizde. Hatta öyle abarttık ki güneş gidecek diye kahvaltı masası olduğu yerde kaldı, ev kapıya kadar çıktık dışarıya. Çıkalım da yolda konuşuruz demiştik nereye gideceğimizi, yollar bizi yine tunalı’ ya götürüverdi. Bu kez babaanne, dede ve büyük anneannemizle birlikte.

16 Mart 2012 Cuma

Geceye Bir Not...


 EYLÜL'DE GEL...


En sevdiğim, dinlerken kendimi kaybettiğim bir ses, bir albümdür Göksel-Hayat Rüya Gibi.. Bu gece dokundu yine kalbime. Uykusuz geçip sabahı görecek olduğum bir geceye en çok onun sesi yakışır. Kaybolur, küçülür giderim hayal dünyamda. İşte o şarkılardan biridir ‘’Eylül’de Gel’’ birkaç satırında şöyle der;

Yapraklar solarken
Adını anarken
Bekletme ne olur
Gelmek zamanı gel
Yok, yok, yok
Gitme, gitme gel
Eylülde gel……

Ne gitmesine razıdır gönül, ne gel diyebilir. Sonbaharda gel, gelmek zamanı gel.. Sen yeter ki gel de mevsimin önemi yok diyor aşık.
Bütün aşk şarkıları giden sevgilinin ardından yazılmış hep. Yan yana olan iki insanın aşkını anlatan bir aşk şarkısı dinlemedim hiç ben. Hep birini yok etmek gerekir kıymetini bilmek, yokluğunu hissetmek için. Yanı başımızdayken kıymeti yoktur geçen zamanın. Yitirip bulduğunda ise en büyük düşmanındır zaman…



Kız Çocuk Annelerine :)

Bebek pembesiyle hiç aram yoktur ama bu küçük prensesin odasını, ve bu kadar hoş detaylandırılmasını çok sevdim...


14 Mart 2012 Çarşamba

İnsan ruhuna iyi gelen mekanlar...

Çok basit bir tasarım ama hoş görünüyor.



































Bu aralar evde dekorasyon işleri ile fazla haşır neşir olunca fikir almak için birçok yabancı bloğuda ziyaret ettim.. İzlediklerim beni bambaşka yerlere götürdü...

Buyrunuz işte onlardan birkaçını sizde görün istedim;


13 Mart 2012 Salı

Alp 20 aylık...

Gülen yüzüm, ömrüm...
















Hergün yeni bir şeyler öğrendiği dönemde. Meraklı, taklitci, cümleci, oyuncu, aklı bir karış havada.. Küçücük kelimeleri ağzına öyle güzel yakıştırıyor ki birkaçını not düşmeden edemedim;

* Korba (Çorba)
* Patpat (Patates)
* Akkım (Aşkım)
* Kaem (Kalem)
* Dadu (Nercu)
* Ku (Çikolata)
* Suduydu (Su)
* Süttema (Süt)

Her Kadın Bir Sanatçıdır...


Yorgunum… Oturduğum şu sandalyeye kendimi öyle bir sabitledim ki. Genel anlamda kanepe, yatak vs gibi yerlere uzanıp bilgisayarımı da kucağıma alıp yazmayı seven biri değilimdir. Tüm eklemlerimin ağrıyor olmasına rağmen yine masa başında her zaman ki köşemde hem sokağımı seyredip hem yazmaya gayret ediyorum. Yanı başımda en sadık dostum kahve fincanım içinde nefis bir filtre kahve, dokunuyoruz birlikte klavyenin tuşlarına. 
10 Mart 2012 Cumartesi

Yağmur İnsanlar...


Sevgili Blog; 

Bugün yine üzgünüm hem de çok :/ Anne olduktan sonra ben belgesel seyredemeyecek boyutta duygusal bir insan halini aldım evet bu doğru. Ama bir çocuğun karşımda azarlandığını görmek, dayak yemesine tanık olmak, hele de cimciklenmesini izlemek kadar hiçbir şey içimi acıtamaz. 
9 Mart 2012 Cuma

Herkes Bir Gün Yalnız Kalır...


Annem, babamı kaybettiğimiz gün bir laf etmişti; ‘’ bir tek nefes olsaydı da şurada yatsaydı keşke, gözlerimin ışığı söndü. ‘’ öylece duraksamış, afallamış ne demek istediğini anlayamamıştım. İnsan hiç ölmeyecek, yitip gitmeyecekmiş gibi yaşar hep. Kimse düşünmez 20’li,30’lu yaşlarında yalnız kalabilme ihtimalinin de var olduğunu. Ne vakit ki yaş 35 olur yolun yarısı biter o zaman bir an aklımızdan geçirir sonra bakarız hayatın tadına yine. Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarız hayatı. Boş duvarlar, tek tabaklı yemek masası, soğuk yatak, emanetlerimiz kendi hayatlarında. Belki özel günlerde, bayramlarda birer saatle sınırlandırılmış ziyaretler. Pencere önü çiçeği, ağaç gövdeleri anlar o zaman bizi. Kendi kendine konuşur hale gelir insan. Sudan çıkmış balık gibi çırpınır, çığlık atar ama kimseye duyuramaz. 
8 Mart 2012 Perşembe

8 Mart Emekçi Kadınlar Günüdür, üstünüze alınmayınız…


KADIN

Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

Nazım HİKMET

6 Mart 2012 Salı

Çocuklar Kıyasa Girmez...

Bugün yine değişik bir gündü. Bazen hani uykusuzluk falan derken herhalde ben çok alınganım diye düşünüyorum. Sonra çok da haksız olmadığımı düşünüp yine kendi kendime konuşmaya başlıyorum. Çocuğum olması ile ilgili bir durum olmaması ile birlikte her türlü, her yaştan, her cinsten insanın başka bir insanla kıyasa sokulması durumundan nefret ederim. Bunu yapan kişi veya kişilerin yanından kaçar gibi uzaklaşırım. Ve bir daha görmem. Bu duruma düşen aile fertlerini olabildiğince sert bir dille uyarırım ki tekrarı pek yaşanmadı şimdiye kadar.
5 Mart 2012 Pazartesi

Alp'le İlk Günler...

Yorgun 1 aylık



Alp’le hastaneden eve geldikten sonra anneanneler, babaanneler sağ olsunlar bizi sudan çıkmış balık gibi yalnız bırakmadılar. 2010 Temmuzunun en sıcak yakıcı günleriydi, bir gün bile yattığımı hatırlamıyorum. Kelebek gibi sürekli Alp’in üzerindeydim. Kızım bırak altını biz alalım sonra zaten hep sen yapacaksın diyenlere öfkeyle bakıyordum. Acıksın acıkmasın sürekli emziriyordum, uzun süre uyuduğunda gidip uyandırıyormuşum ki ne büyük bir yanılgı olduğunu çok sonra anladım :)
Gelenler, gidenler, misafirlerimiz bir taraftan Alp’i besleyebilme savaşlarım günler geçip gidiyordu ve Alp hızla büyüyordu. O kadar çabuk değişiyordu ki yüzünü her gün gördüğüm halde hayretle, Aşk’la seyrediyordum onu. Doğumdan bir ay sonra ramazan ayı başlayacaktı bu sebeple tam 40 gün sonra evimizde oğlumla baş başa kaldık. Hayat ikimiz içinde şimdi başlıyordu. Kalabalıkla, yardımcı olanlarla pek anlamamıştım ama artık her haliyle bana muhtaç bir bebek vardı. Alp çok gazlı bir bebek olduğu için ilk günlerde gerçekten kabus gibi geceler, sabahlar yaşadık.






2 Mart 2012 Cuma

Karlar ülkesinin prensi :)

Alp'in karla ilk tanışması, evimizin önüne bağlanan sahipsiz balonlar ve küçük mutluluklar...
Ağlamalar, sinirlenmeler vs..














Bazen; Gün Kötü Biter...

Bir türlü çıkmak bilmeyen köpek dişleri Alp’e ve bana huzursuz geceler yaşatmaya devam ediyor. O kadar kötü ki bakmaya bile dayanamıyorum kim bilir ne kadar ağrısı oluyor. Kıpkırmızı patlaması an meselesi ama patlatamıyor. Yaklaşık bir aydır düzene giren gece uykularımızı kabusa çevirdi. Geceleri 4-5 saatlik uykularla tüm günü geçiştirmeye çalışıyorum. Başarıyorum da, bir şekilde. Sağlıklı uyku uyumayınca insan yemeden içmeden de kesiliyor. 
29 Şubat 2012 Çarşamba

Alp, Uyku ve Biberon...

Tracy Hogg adını pek çok anne duymuştur. Hamileyken almıştım kitaplarını. Elimin altında, baş ucu lambamın yanında durur hep. Başım sıkıştığında ilgili konuya gider okurum. Hatta bazen çok gülüyoruz, başım sıkıştığında ağlamaklı bir halim varsa kocam gelir yanıma ve kitaba baktın mı der.. O an film kopar bende sinirleri bozulmuş bir anne olarak başlarım, başlarız gülmeye. Alp’in gece ve gündüz uykularının düzene girmesi konusunda en büyük yardım yine Tracy’nin oldu : )
Alp’i bir bebek gibi değil bir birey olarak düşündüğüm andan itibaren anne olmak daha bir kolay hale geldi. Her insan gibi onunda uyumak isteyip istemeyeceği zamanlar olduğunu, yemek yemeyi reddettiğinde bunu bazen bizimde yaptığımızı, üstünü çıkartırken direndiğinde bazı günler akşama kadar pijamayla dolaştığımı hatırlayıp durdum. Düşündüm. Alp bir kişilikti ve karakteri yerleşiyordu. O bir hamurdu aslında ve ona şekil verecek kişi anne ve babasıydı. Bu düşünceleri bilinç altıma yerleştirdim ve ona büyük adam muamelesi yapmaya başladım. Ferber yönetimini uyguladım ve sonuçlarını aldım.
Ferber yöntemini duymamış olanlar için alıntı bir yazıyla aşağıda paylaşıyorum. Sabırla uyguladığınızda gerçekten sonuç aldığınızı görüp şaşıracaksınız..


27 Şubat 2012 Pazartesi

Akşama Mercimekli Hamur Çorbası Yaptık..

Malzemeler

1 su bardağı yeşil mercimek
1 su bardağı hamur(erişte veya kuskus olabilir)
1 yemek kaşığı nane
2 yemek kaşığı tereyağ ya da margarin
2 su bardağı yoğurt
2 diş sarımsak

1-3 Yaş Arası Beslenme

Verilecek ana besinler
1- Et, balık, tavuk,yumurta
2- Süt ve sütlüler, peynir, yoğurt, muhallebi
3- Meyve ve sebzeler
4- Unlular, patates ve pirinç

Kahvaltı İçeriği
Yumurta, tereyağ, beyaz peynir, bal veya reçel, 1 bardak süt, ekmek. 1 tatlı kaşığı pekmez kahvaltı dışında verilir.

Öğle Yemeği Kombinasyonları
Köfte(veya balık, tavuk, karaciğer)
Sebze(haşlanmış tereyağlı veya salata)
Patates(veya pilav, makarna)
1 bardak yoğurt veya ayran

Akşam Yemeği Kombinasyonları
Şehriye çorbası(veya makarna, pilav)
Yoğurt(veya süt, sütlü muhallebi)





Kuğulu Park'ta Bir Gün...

İstanbul’dan Ankara’ya geldikten sonra çok acayip görsel bir boşluğa düşmüştüm. Evet,  herkesin dediği gibi başkent çok düzenliydi, insanları çok kibardı, sessiz, sakin bir trafik, temizdi falan da İstanbul aşığı bir insan olarak beni hiçbir zaman tatmin etmedi. İlk zamanlarda eşimle hafta sonu nereye gidelim dediğimde herhangi bir alışveriş merkezi adını duymaktan nefret eder olmuştum.. Kış aylarında da avm’lerin mikrobuyla uğraşacağıma evimde otururum daha iyi durumunu ilke edinmiştim..
24 Şubat 2012 Cuma

İnadına Yaşamak...

Eşimin bir marketten aldığı ve günlerce arabada unutup en sonunda bir poşetin içinde eve çıkarttığı 4-5 cm boyu olan pembe sümbül…Ezilmiş,büzülmüş,susuz kalmış ve ben görene kadar da oğlumun mıncırmalarına maruz kalmış garip bir çiçekti..Şahit gerekirdi çiçek demeye hani o cinsten..
Evimiz çok güneş almadığından ev çiçeği bizim evde pek yetişmez..Çok sevdiğim halde inatla yaşattığım bir kılıcım, bir de açelyam var..Başka da çiçeğim yok..Bu sümbülden de umudu kesip bırakıverdim mutfak masasına hatta attım bir nevi..

23 Şubat 2012 Perşembe

Alp'in sevdiği çorbalardan biri daha :)

 Yine tarif aradığım günlerden bir gündü bugün..Sonra annemin o çok sevdiğim düğün çorbası geldi aklıma olsada içsem öğle yemeğinde derken hemen Alp'le sokak arasında o çok sevdiğimiz kasabımıza attık kendimizi...
Kemikli etimizi aldık eve döndük Alp yoğurdunu yedi ve uykuya yattı bende o kalkıncaya kadar çorbası hazır olsun diye doğruuu mutfağa...
Benim yaptığım düğün çorbası aslında biraz bebeklerinde yiyebileceği gibi bir şekile girdi..Tam tarifi bu değil ama çocuklarımız yemeyecekse ne anlamı var ki...?

22 Şubat 2012 Çarşamba

Her Kadın,Anne Doğar...



21 Şubat 2012 Salı

Mutfakta Ne Pişiyor..?

Öğle uykusundan önce yetişmesi için kahvaltı sonrasına mutfak toparlanmadan hemen ocağa bir yemek konur beyefendi için..Hergün yararlı ne pişirsem düşüncesiyle gün başlar, gecede aynı şekilde son bulur..Bugün Alp'in en sevdiği çorbalardan birini yaptım...Yapmışken de diğer bebeklerinde sevebileceğini düşünerek blogta paylaşmaya karar verdim...
Yıllar sonra fotoğraf makinemi mutfak tezgahlarının üzerinde görmek bana çok garip geldi..Oğlumu çekmek için hep elimin altındaydı ama mutfağa hiç girmemişti...Yaptığım çorbanın başına gelenler yaşanmadan önce iyi ki bir iki kare çekmişim :) 

Peki tarifi verelim ve sonrasında başına ne geldiğini paylaşalım...
20 Şubat 2012 Pazartesi

Alp Büyürken Başlıyooooor :)

Aslında bebeğimi hissettiğim ilk günden beri aklımda hep bir blog hazırlama fikri vardı..Ama Alp erken doğması sebebiyle gerçekten çok özel bir bakım isteyen bir bebeklik süreci geçirdik..12.ayımıza kadar bağırsakları düzene girmedi ve ciddi bir gaz problemimiz vardı,10.ayında emmeyi bıraktı,laranjit oldu vs….
Ama elim klavyeye gidemese de eşimin aldığı kocaman boy bir resim defterine ay ay yazdım…her satırını hissederek..Çıkarttığımız fotoğraflarımızdan koydum tektek..O uyurken ben baş ucunda minik ışığım başımda tıkır tıkır yazardım hep..Siyah kurşun kalemle düz beyaz sayfalara…
Şimdi madem oğlum için diye yola çıkıp kaybolduğumda kendimi bulduğum bir yerim,bir bloğum var geç kalmış sayılmam…
‘’Alp Büyürken’’ adını verdiğim etiketin altına hikayelerimizi yazmaya başlayacağım…Aralarda sıkılmamak için başka yazılarda girer belki….
Keyifli Okumalar….
19 Şubat 2012 Pazar

Küçük Ev Kazaları...

Alp hayatıma girdiği günden beri onu gözümün önünden ayırmamaya çalışıyorum..ev yaralanmaları konusunda neredeyse bir servet harcadık, feda olsun..Yemek yaparken hep yerde olduğundan ocağın ön taraflarını kullanmayı unuttum,çekmecelerde çatal,bıçak cinsinden hiçbir madde yok,ilaçların tamamını evden dışarıya attık,temizlik malzemelerimi çoook yüksek bir rafa kaldırdım ve aklıma gelmeyen daha bir sürü önlem aldık..ama doğal olayları bir iki saniye ile bugün olduğu gibi atlatıyoruz hep…

18 Şubat 2012 Cumartesi

Alp'in Playland Günlüğü

Artık yavaş yavaş ışıklı,oyuncaklı,eğlenceli yerlerin önünden geçemez olduk...Arabasındayken ayağa kalkmalar,yürüyorsa sen yokmuşsun gibi koşmalar durdur durdurabilirsen...
Hamilelik sürecinde asla yapmam dediğim ne varsa hepsini teker teker yapıyoruz.Alp'in bu tür yerlere alışması konusunda da endişelerim vardı...Ama birde düşünüyorum ki hava buzz gibi,sokakta oynayamıyor,evde kapalı ve yeni keşfediyor buraları....

Hadi meraklı bakışlarını,mutluluğunu bir de kendi gözlerinden görün...








17 Şubat 2012 Cuma

Biz Güneşi Össledik :)

Kış en sevdiğim mevsimlerdendir…sabahlarının,akşamlarının verdiği huzuru başka bir mevsim vermez…Lapa lapa yağarken kar, elinde bir fincan sahlep,tarçın kokusu sarmış evi, battaniyeni alırsın üzerine bir de film koyarsın yarısında uyuya kalırsın   hayatın  bitmesini hiç istemediğin anlarıdır…

16 Şubat 2012 Perşembe

Umut Işığım Olur musun…?

Kolumda günden kalma basit bir morluk var..Gözüm takıldıkça aklıma hep Gamze geliyor,Atakan geliyor bir çocuğun annesinin koynunda uyuyamama ihtimali üzerime ağır bir yük gibi iniveriyor.Karma karışık bir durumdayım….
Gamze anne’nin yürekleri burkan yazısını okuduğum günden bu yana sadece ilik nakli konusuna odaklanmış durumdayım..Kocaman bir yara…Sürekli kanayan,hep kabuk tutan,koparılan,acıtan bir yara…Gamze annenin durumunda olan binlerce hasta var ve hepsi bizlerden birer umut bekliyor…


15 Şubat 2012 Çarşamba

Uykusuz Günün Götürdükleri...

Sırtım ağrıyor,ve omur iliğimde de ayakta uzun süre kaldığım günlerde feci bir ağrı oluyor..Bugün annemle telefonda konuşurken dert yandım biraz kime dert yanıcam ki başka anne işte..bi başladı aaaa evladım biz nasıldık şimdi herşey elektirikli,ben ablanlara bir yaş arayla baktım büyüttüm,bebek bezleriniz hazır vs….arada anne anne diye araya girsem de ne çare meğer o benden daha fazla dertliymiş..peki anne demekle yetindim..telefondan sonra da düşündüm acaba sen mi abartıyorsun nercü..? ya da sen çok mu güçsüzsün..? kötü bir annemisin yoksa sen..? gibi pek çok sorunun cevabını aradım durdum..kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramadı ve ben normal hayatıma geri dönüp tüm enerjimi yeniden oğluma verdim…

14 Şubat 2012 Salı

Saklanacak Bir Yer...

Hayatın çekilmez olduğu zamanlarda özellikle; çamaşırlar kendilerini sepetten dışarıya atmışlarsa,mutfak tezgahının üzerinde tek bir bardak koyacak yer bile bulamıyorsan,oturma odasında tüm gazeteler,oyuncaklar yerlerde ise…Küçük oğlun yemek yememekte direniyorsa,ateşi varsa,eşin senden ilgi bekliyorsa ve sen supergirl değilsen bazen kaçıp saklanacağı bir yerin olsun istersin…

13 Şubat 2012 Pazartesi

İlk Blog Yazım...

Bir gün bir ‘’düş’’ gördüm…Düşümde bir erkek çocuğu pırıl pırıl gözleri,minicik elleri,ayakları herseyiyle gerçeğe en yakın haliyle gözlerimi kapatıp onu düşündüğüm yerdeydi..o kadar gerçekte ki avuç içindeki sıcaklığı bile hala hissederim…
Gördüğüm düşün üzerinden günler geçti,aylar geçti mevsimler değişti ama bana umut veren o düş gerçekleşmedi…Gecikerek bana oyunlar oynayan periyotlarımla kavgalı duruma geldik..herşey normaldi ve zaman gerekiyordu…

Meşgule Düşürdüm Kendimi...

Tuvalete gitmeyi unutur mu insan,dişlerimi fırçalamak lüks,sabah kahvaltılarım hızlı,buzdolabının içine kafamı sokup tabağa aceleyle atılan peynir,zeytin,domates olmak istemezdim herhalde J,termosa birkaç demlik poşet çay attıktan sonra soluğu hızla Alp’in yanında alıyorum..Hayatımız oturma odasındaki beyaz koltukta geçiyor..Tv kumandası,kitabım,telefonlar,bilgisayarım ve tabiî ki bolca bebek bezi,mendiller,kremler vs ler her şey elimin hemen altında..Bu arada eğer beklediğim bir paket,su yada misafir yoksa çalan kapılara asla bakılmıyor hatta Alp eğer uzun uşraşlarım sonucu kendini uykuya teslim etmişse kapı zili etkisiz hale getiriliyor...

Oğlum Zafer Alp'e...

Merhaba bebeğim :)
Nasılsın diye sormayacağım zira ne kadar sağlıklı olduğunu şükürler olsun ki gördüm…Dördüncü aydayız ve senin cinsiyetinle ilgili henüz fikir sahibi olabildik tatlım..Gerçi ben ana rahmine düştüğün ilk günden beri rüyalarımda sadece erkek çocuğu gördüm ve hislerim her zaman ki gibi beni yine yanıltmadı…Etraftaki herkes sana kız derken ben içimden hayır o bir erkek dedim ama kimse duymadı (aramızda kalsın:) 

Takip Ettiklerim

Popular Posts

En Son Okuduklarımdan

  • Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler
  • Çocuk Davranışlarındaki Korkuyu Tanımak ve Baş Etmek
  • Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor?
  • Bebeklikten Çocukluğa Geçiş
  • Küçük Mucizeler Dükkanı
  • Limon Ağacı

Blogger Anneler

Bu blogda yayınlanan yazı,fotoğraf ve videoların tüm hakları saklıdır.Bu yazı,fotoğraf ve videolardan alıntı yapılması ya da ismimin yazılı,görsel ya da elektronik ortamda kullanılması halinde yetkili Türk mahkemeleri aracılığıyla hukuki işlem yapılacaktır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 

Blog Template by BloggerCandy.com