2 Mayıs 2012 Çarşamba

Gözlerimi İstanbul Bürüdü...


Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün,
yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe'de çay tadında...
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehin edilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Fotoğraf, daha önceki İstanbul seyahatimdendir
………

Heyecanlıyım… Hatta çok heyecanlıyım. Yerinde duramayan bir çocuk gibiyim. Pileli elbisesini giymiş, bayram sabahlarını bekleyen bir kız çocuğu heyecanı var içimde. Oldukça uzun bir aradan sonra gönlümce sarılamadığım eski sevgilime, İstanbul’uma kavuşuyorum. 7 Mayıs akşamı belki İstanbullular için eziyet haline gelen o stresli boğaz köprüsünden geçerken ben otobüsün camına yapışmış olacağım. Etrafımda trafikte aracının içine sıkışmış insanların yüz ifadelerine inat ben gülümseyeceğim. Bak Alp burası İstanbul, burası kız kulesi, burası Rumeli hisarı annecim diyeceğim ona.. Burası benim çocukluk aşkım, ilk göz ağrım diye ekleyeceğim.


Saat kaç olursa olsun, ister rüzgar essin, isterse yağmur yağsın bardaktan boşanmışçasına ben yine de otobüsten indiğim gibi kendimi bir sahil kenarında bulacağım. Dalga seslerini dinleyip, yosun kokusunu çekeceğim içime. Eski sevgili kokusu gibi var mıdır ki..? Her ne koşulda olursam olayım yine de ayakkabılarımı çıkarıp suyun içinde yürüyeceğim :) kimse ilgilendirmiyor beni. Deli desinler.. Delisiyim İstanbul’un…

Ertesi gün Alp uyanır uyanmaz bir simit, bir peynir alacak doğruca kendimi Caddebostan’da  bir dönem her sabah kahvaltı ettiğim yere atıcam kendimi. O yerde adımı kazıdığım bir tahta masa olacaktı onu bulmaya çalışıp yine aynı yere oturup bir çay, bir süt diyeceğim :) Kahvaltıdan sonra tepemize sıcacık güneşi alıp, paçalarımızı kıvırıp yine deniz kenarında yürüyeceğiz. Alp geçen yıl çok küçükken gördüğü denizi hatırlayacak mı meraklardayım. Başlarda soğuk diye çekinse bile sonradan çıkmayacağına eminim. O benim çocuğum çünkü su olmadan nefes alamaz biliyorum.
Buradan kadıköy’e.. Ne zaman gitsem ziyaret ettiğim o cafe&shop tarzı sahipleri ermeni olan gizli yerime. Fransız müzikleri eşliğinde bir kahve içeceğim. Yurt dışından getirdikleri birkaç antika eşyayı inceleyeceğim. Sahibi hala yaşıyorsa beni hatırlayacaktır uzunca bir sohbet yapmak niyetindeyim. 

Caddede yürümeden olmaz elbette.. O hiç alışveriş yapmadığım pahalı markaların dükkan önlerinde tezgah açan kişilerin sattıklarını didikleyeceğim yine. Bir çingenem vardı. Onu arayacağım fal baktırmak için. Biliyor musunuz..? O çingene kadın bana son baktırdığım falda ‘’buraya son gelişin’’ demişti. Buz kesilen bakışlarımı da alıp çekilmiştim yanından. Ama bilmişti.! Son gidişim oldu caddeye.. Bir daha hiç gitmedim..

Üsküdar…

Gitmeden dönülmez İstanbul’dan.. Oradan atlarız bir vapura oğlumla doğru Beşiktaş. Vapurda bir çay içerim hatta içemem çoğu zaman dalgalanan saçlarımdan. Yaz kış içeride asla oturmadığımı biliyorum. Yine içerde olmayacağıma eminim. Bir martı gelir belki. Alp, anneeeee bak kuş der. Ekmekte atarız, atarız valla hayal değil mi..? Alp ekmek atar ben fotoğraf çekerim hatta.. Beşiktaş’tan her şekilde bebeğe kadar yürürdüm eskiden ama bu kez Alp’le bu imkansız olabilir bu yüzden belli bir yere kadar taksiyle idare eder sonra gideriz bebek parkına. Bebek kahvesinde bir çay içer miyim bilmiyorum. En son gittiğimde hoş anılarla ayrılmamıştım. Bir kadın elimdeki makinadan dolayı beni magazinci sanmıştı, kavganın eşiğinden dönmüştük. Bu kez yine makinam olacak elimde. Uğramamam daha hayırlı olabilir. Aman çok da umurumda sanki. Bende gider otururum çimlerin üzerine oradaki büfelerin birine söylerim kahvemi içerim, göz alabildiğince İstanbul, ben ve oğlum. 

Çimlerde biraz oynaşırız oğlumla, hatta Alp biraz uyusa ne iyi olur :) Sonra atlarız bi otobüse.. O kadar yorulmuşuzdur ki Alp kucağımda, ben pencerede dalarız uykuya.
Gece boyunca tüm gün gezdiğimiz yerleri gezeriz yine rüyalarımızda. Yeni güne uyanırız yine. Yeni yerlere. Yeniden İstanbul sokaklarına.. Gözlerimi bürüdün İstanbul, az kaldı çok az kaldı o masal gününe…






8 yorum:

neslininatölyesi.blogspot.com dedi ki...

fotoğraf da şiir de çok güzelmiş

nercuanne dedi ki...

Teşekkürler :)

Bahar ve kızısı Yağmur dedi ki...

İstanbul'da yaşıyorum ama bak şimdi utandım :)
ayaklarınızı suya sokarken aklınıza geleyim, çok severim ;)

TENZİLEYILMAZ dedi ki...

çok güzel hayaller vallahi okurken bende yaşadım sanki kızımla
çok kıskandım bende istiyorum kelebegimle istanbul da gezmeyi sultanahmate,taksimde ,bebekte ,kız kulesinide gezmeyi
bak bu yaz bizde yapacaz istanbul gezisini
resimleri beklerim canım bak:)

nercuanne dedi ki...

Emin olun hatırlayacağım :) sevgiler..

nercuanne dedi ki...

Tenzilecim, sen daha yakınsın İstanbul'a..mutlaka gidin, fotoğraflar gelecek merak etme..sevgiler

Sevgi dedi ki...

yazını okuduktan sonra benim bile gidesim geldi.. havalar ısınır ısınmaz orayadım istanbul..
blogger annelerden geldim.. sizide beklerim..

Ilknur Olmez dedi ki...

hoşgeldin şehr-i şahaneye, her halinde güzeldir :)) blogger anneyim canım, takipteyim, beklerim bloguma :))

Yorum Gönder

Takip Ettiklerim

Popular Posts

En Son Okuduklarımdan

  • Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler
  • Çocuk Davranışlarındaki Korkuyu Tanımak ve Baş Etmek
  • Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor?
  • Bebeklikten Çocukluğa Geçiş
  • Küçük Mucizeler Dükkanı
  • Limon Ağacı

Blogger Anneler

Bu blogda yayınlanan yazı,fotoğraf ve videoların tüm hakları saklıdır.Bu yazı,fotoğraf ve videolardan alıntı yapılması ya da ismimin yazılı,görsel ya da elektronik ortamda kullanılması halinde yetkili Türk mahkemeleri aracılığıyla hukuki işlem yapılacaktır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 

Blog Template by BloggerCandy.com