29 Mayıs 2012 Salı

Hüzün...


Geçenlerde bir arkadaşım;  ‘’sana mutsuzluk yazdırıyormuş İstanbul’a gidip depoladığın mutluluklarla epey idare ettin’’ dedi.. Haklıydı.. İstanbul’da aldığım nefeslerle -en azından bir süre-  üzerime basıp geçen insanların arkalarından sadece gülümseyip üstümü başımı silkelemeyi denedim, kimseyi duymamak için yüksek sesle müzik dinlemeyi, görmemeyi, sevmediğim insanların telefonlarını açmamayı denedim. İyi geldi. Oldukça iyi bir süre yazamadım, hiçbir şey yazamadım. Yarım yamalak tamamlanmayı bekleyen yazılarımın içinde var olan onlarca ruh halimi görüp sadece bir konu hakkında yazmayı dene dedim kendime.. 

Başladığım her bir yazının ortak tek konusu vardı. ‘’Hüzün’’ 

  
İstanbul’dan Ankara’ya dönüşlerimde ben hep bir buhran hali içinde olurdum ve her defasında atlatırdım ama bu kez atlatamadım. Ya da artık olaylara iyi tarafından bakabilme kabiliyetimi yitirdim. Kabullenip içime tepelediğim duygularımı bir defa da dışarıda kalsınlar ya birazda benim sesim yükselsin diye özgür bıraktım. İşin kötü tarafı, hep iyi olup bir kez kötü olduğunda çevrendeki tüm insanların davranışlarının nasıl değiştiğini görüyor olmak. Herkes yapmacık davranıyor dediğimde bu duruma şiddetle karşı çıkanlar şimdi hakkın varmış diyorlar. Hakkım vardı! Elbette.. Ama ben hiç iddia etmedim, diretmedim. Ben de varım diye bağırıp sivrildiğim noktada eğer ben kötü insan olarak bir dereceye alınacaksam varsınlar birinci sıraya koysunlar, umurumda bile değil artık. Kötü biri olmayı da ayrıca sevdim :) en azından içimden geldiği gibi davranıyorum herkes gibi rol kesmiyorum..

Bazen düşünüyorum bu kadar gözlerimi kapatan neydi diye..? Hiçbir neden bulamıyorum. Evet, Alp hayatıma girdiğinden beri çok daha iyimser bir ruh dengesi içindeyim belki ama yine de o bile her şeye neden evet diyerek boyun eğdiğimin net bir açıklaması değil. Ben çok mu yorgundum ki başkaları tarafından düzenlenen hayatım hoşuma gitti..? Yorgundum.. 2008 yılında Ankara’ya geldiğimde çok yorgundum. Babam, hastalığı, açtığı derin yaralar, bıraktığı izler. Hiçbir şey göremeyecek, düşünemeyecek boyutta bozuk bir psikolojideydim bende. İşte umarsızca her söylenene evet dediğim dönemler. 2009 yılında babamın vefatı. Sonrasında uzunca bir süre üstesinden gelemediğim ruh halim. Bunların hepsi benim bu şehirde çivilenmiş gibi kalmama sebep. 

Sevmiyorum Ankara seni. Hiç sevemedim, hiçbir yerini. Hiç ait hissetmedim kendimi. Öyle günler yaşatıyorsun ki bana bazı günler perdeleri açmıyorum, içimden milyonlarca kez Ankara’da değilim diyorum. Sürekli gittiğim bir iki yerin dışında hiçbir yerini görmedim. Görmekte istemiyorum.


Sorun şehirlerde mi acaba..?




2 yorum:

yeninesilanne dedi ki...

Aynı duyguları, aynı nefreti Yalova'ya karşı yaşıyorum Nercü abla :( Sorun şehirlerde değil malesef. Bunu bilmek hatta sorunun nerde olduğunu bilmek daha çok acıtıyor insanı. Sabah sabah üzdün beni :(

nercuanne dedi ki...

Öyle bir garip duygu işte Betülcüm..Bak yeni döndüm sapancadan,sevdiklerimden hiç kendimde değilim..

Yorum Gönder

Takip Ettiklerim

Popular Posts

En Son Okuduklarımdan

  • Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler
  • Çocuk Davranışlarındaki Korkuyu Tanımak ve Baş Etmek
  • Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor?
  • Bebeklikten Çocukluğa Geçiş
  • Küçük Mucizeler Dükkanı
  • Limon Ağacı

Blogger Anneler

Bu blogda yayınlanan yazı,fotoğraf ve videoların tüm hakları saklıdır.Bu yazı,fotoğraf ve videolardan alıntı yapılması ya da ismimin yazılı,görsel ya da elektronik ortamda kullanılması halinde yetkili Türk mahkemeleri aracılığıyla hukuki işlem yapılacaktır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.
 

Blog Template by BloggerCandy.com